Venus bir heykel değil, bronza kazınmış fısıltılı bir destandır; kadınlığın zamansız özünü yankılayan bir anlatıdır.
Ahmet Özbey, bu etkileyici çalışmasında kadın figürünü kusursuzlukla değil, varlıkla özdeşleştirir. Form; hem ham hem kararlı, hem akışkan hem de köklüdür. Kadını, hem başlangıç hem süreklilik, hem güç hem teslimiyet, hem mit hem hafıza olarak ele alır.
Heykeli taşıyan taş kaide; katı, sessiz ve kadimdir. Üzerinden yükselen beden ise göze hitap etmek için değil, ruha dokunmak için şekillenmiştir. Abstraksiyon, izleyiciyi görünenle değil hissedilenle ilişki kurmaya çağırır.
Burada ideal yoktur. Hakikat vardır. Ağırlık vardır. Zarafet; şıklıkla değil, dayanıklılıkla doğar.
Venus uzaktan hayranlıkla izlenmek için değil, hatırlanmak için vardır.