Memento, ne bedenin ne de manzaranın belirli bir form almasının gerekli olduğu bir alandan doğar. Bu eser, çözülmenin bir başarısızlık değil, bir direniş biçimi olduğu bir düzlemde var olur. Parçalanmış, yırtılmış ve katmanlı görsel dili; günümüz Türkiye’sinin sosyo-politik dokusunda bireylerin yaşadığı psikolojik bölünmüşlüğün metaforuna dönüşür.
Memento, travmayı bir yokluk olarak göstermek yerine, onu üretken bir yarık olarak çerçeveler. Keskin karşıtlıklar ve ham topoğrafyalar, kimlik ve hafızanın sabit değil; baskı, kırılma ve yeniden ortaya çıkış yoluyla sürekli şekillendiğini ima eder. Kompozisyon tamamlanmış değildir; çözümlenmemiş anlatılara ve akışkan varoluş biçimlerine alan açar.
Yara gibi görünen şey aslında dönüşümün bir izidir. Bu eser, hayatta kalmanın tutarlı olmak zorunda olmadığını ve taşıdığımız parçaların aynı zamanda geri dönüşümüzün haritaları olduğunu savunur.