Identity, görünürlük ile silinme arasında sessiz bir müzakere sahnesidir. Figürler, yeşil bir çalılığın kenarında süzülürken bir renk nehri sahneyi ikiye ayırır biri yapraklar ve hafızayla tutulan bir dünya, diğeri ilerlemenin soğuk vaadiyle yıkanan başka bir alan. Yoğun yeşiller, kızgın pembeler ve turuncularla buluşur; sanki kültürel ve sosyal iki iklim bir fay hattında karşılaşıyormuş gibi.
İlk bakışta dinginlik taşıyan bu sahne zamanla bir eleştiriye dönüşür. Ayakta duran beden, oturup izleyen figür, ışığa dönen uzak bir siluet: her biri aidiyet haritasında bir konumdur. Arka plandaki yapılar lamba, türbinler, mühendislik izleri gökyüzünü ilerleme retoriğiyle keserken şu soruyu ortaya atar: Kim ileriye taşınır, kim dekoratif, dışta kalan ya da görünmez olmaya zorlanır?
Renk bu tartışmayı taşır. Keskin karşıtlıklar, dışlanmanın dayattığı kırılmaları gösterir; kıyı boyunca ısrarla açan çiçekler ise buna dirençle yanıt verir. Identity adlı çalışmada GUL, kaybolma ile klişe arasında bir seçim yapmayı reddeder. Bu resim, Roman yaşamına yansıtılan görünmezliği ve onun sarsılmaz, köklü ve geri çevrilemez canlı varlığını bir arada tutar.