Çatlaklar ve Dalgalar, psikolojik ve duygusal bir arazinin dokulu bir haritası gibi açılır. Çöküntünün yarıkla, sessizliğin titreşimle buluştuğu yerde konumlanır.
Bu tablo, yalnızca suyla değil, hafızayla şekillenmiş dokunsal bir okyanus yüzeyini çağrıştırır. Her bir dalga, batmış bir şeyin izini taşır gibidir: bir travma fısıltısı, yüzeye çıkamayan bir çığlık, gün yüzüne çıkamamış bir iz. Çatlaklar kusur olarak değil, anlamın yırtılmış zamandan sızdığı doğum yerleri olarak belirir.
Tek bir ufuk yoktur yalnızca sonsuz kaymalar vardır. Çatlaklar ve Dalgalar, izleyiciyi yavaş bir tanıklığa, duygusal tortunun nasıl biriktiğini, aşındığını ve varoluşun şeklini yeniden kurduğunu izlemeye davet eder.