Fracture, hem toplanmakta hem de dağılmakta olan bir bedeni sahneler. Düzlemler ayrılır, kenarlar sekerek ilerler; figür, kareler arasında kalmış bir bozulma gibi durur var ama sessizlik ve gürültü bölgeleriyle bölünmüş. Kırmızı bir damar hem nabız hem yara gibi okunur; siyah ve beton beyazı bloklar ise hareket etmeyi reddeden bir mimari gibi üstüne çöker.
Kurt, serigrafi baskısının ayrıştırma, hizalama ve tekrar mantığını kullanarak kimliği tekil değil, katmanlı bir oluş olarak düşünür. Her renk geçişi, aynı olayın farklı bir anlatımı gibi gelir; hizalar sıkılaşır, kayar, yeniden kurulur üretim süreci, dönüşümün kendisine dönüşür. Beden burada kırılmış değildir; yinelenmiş, revize edilmiş ve ısrarla yeniden kurulmuştur.
Fracture’da kırılma, bir yapıya dönüşür. Kesilen alan, boşluk yaratır; eksik olan, konuşmaya başlar. Görüntü, reddin ve onarımın sıkıştırılmış bir ritüeli olarak ayakta durur.