Falling in Love, yumuşak bir yeşil alanın içinden doğar ve yüz, burada rengi bir dil gibi kullanarak konuşur. Pastel tonlar ile keskin karşıtlıklar, figürü tanımlamak için değil; izleyicinin içine düşebileceği bir alan yaratmak için bir araya gelir.
Her bir renk bir ruh hali, bir sessizlik, bir yakınlık taşır. Gözlerdeki asimetri içe dönük bir düşünceyi ima ederken, dudakların belirginliği söylenmemiş kelimelerin ağırlığını taşır. Yüz tanıdık ama isimsizdir çünkü herkes farklı bir renkte âşık olmaya başlar.
Bu eser, portre geleneğini çağdaş bir duygusal anlatıma dönüştürür. Bir kişiye değil; bir duyguya, bir hatıraya, bir ana düşmenin görsel halidir.
Kimlik, aidiyet ve duyguların sessiz gücünü araştıran koleksiyonlar için istisnai bir eserdir.