Şeytanın Koltuğu, bir konfor nesnesi değil; gücün büyüleyici cazibesi ve yakıcılığı üzerine kurulmuş bir alegoridir. Eser, bir paradoksu sahneler: tehlike arttıkça yoğunlaşan çekim, yaktıkça parlayan bir arzu.
Tasarımı gereği oturulamaz olan bu imkânsız taht, bir işaret fişeği gibi parlar. Yaklaştıkça daha da cezbedici hâle gelir. Bu gerilimli yakınlıkta eser şu soruyu sorar: Ne tür bir egemenlik, kanıt olarak acıyı, haraç olarak sıcaklığı ister?
Serigrafi tekniğiyle üretilmiş olan bu çalışma, çok katmanlı mürekkep disiplini aracılığıyla metaforu keskinleştirir: net kenarlar, kontrol altında tutulmuş alanlar, kalibre edilmiş kontrastlar. Yüzeysel dinginlik, tematik bir patlamayla buluşur; zarafet, ifşa ettiği riski çerçeve içine alır.
Şeytanın Koltuğu, gücün bir kutlaması değil; bir uyarıdır. Egemen olma arzusunun ardında, dile getirilmeyen bir yıkım yatar arzunun küle çevirdiği sessiz kalıntı.