Bird Paradise, bir kuşun değil, ateşe tutulmuş bir anın portresidir. Turuncu, sarı ve kızılın iç içe geçtiği bu beden, gökyüzüne değil, kendi içindeki patlamaya doğru uçar. Her tüy, sanatçının elinden fırlamış bir alev parçası gibi havada asılı kalır; mor ve lacivert dokunuşlar, bu yangının içindeki serin hatıralar gibidir.
Çiçeklerle kurulan ilişki, basit bir iniş değil, iki farklı enerji kaynağının karşılaşmasıdır. Çiçeklerin sıcak taç yaprakları, kuşun gövdesindeki ateşi yankılar; sanki kuş nektar değil, kendi ışığını çoğaltacak bir yankı arıyordur. İzleyici bu anda şunu hisseder: renk, yalnızca görülen bir şey değil, solunan bir harekettir.
Bird Paradise, bakışı tuvalin dışına taşıyarak tek bir soru bırakır: içimizdeki uçuş, ne zaman bu kadar cesurca renge dönüşecek?