Bu bir yerçekimi düşüşü değil, bir hafıza düşüşüdür.
Ashwing, göksel bir varlığın çöküş anını yakalar fizik yasalarından değil, mitin, sembolün ve yanmış soyun ağırlığından kaynaklanan bir düşüştür bu.
Bu yalnızca düşen bir kuş değildir. Bu, unutulmuş bir ateşin kalıntısıdır. Bir zamanlar ışıldayan tüyleri, artık atalara ait yaralarla kararmış; fedakârlık, aşkınlık ve kaybı fısıldayan sembollerle işaretlenmiştir.
Etrafını saran eriyik turuncu çizgiler ve mor ötesi fırtınalar yalnızca alev değildir onlar çöken zaman çizelgelerinin, çözülmekte olan ideolojilerin ve tamamen başka bir şeye dönüşmenin kaotik metaforlarıdır. “Ashwing” teriminin kendisi bir paradokstur: uçmak için var olan bir kanat, artık kül olmuş. Tek bir formda askıya alınmış bir çelişki.
Şunu sormaya cesaret eder: Bir zamanlar kutsal olan bir şeyin düşüşünden sonra ne kalır geriye? İzleyiciyi düşüş anının tam ortasına yerleştirerek, bu eser hafıza ile silinme, ihtişam ile çürüme arasında bir yüzleşmeye dönüşür.
Ashwing ölmüyor. Dönüşüyor.